Hicret - هجرت

Hicret.org Web Sitesi

Hicret.org İslami Web Sitesi Portalı

Hicret.Org Web Sitesi

el-KĀMÛSÜ’l-MUHÎT

(القاموس المحيط)

Fîrûzâbâdî’nin (ö. 817/1415) Arapça’dan Arapça’ya sözlüğü.

TÜRKİYE TÜRKÇESİNİN TARİHİ SÖZLÜKLERİ

Türkiye Türkçesinin tarihi bildirime konu seçmem, aslında bir bakıma Türk Dil Kurumunda yürütmekte olduğumuz “Türkiye Türkçesi Sözlükleri Projesi”nin içinde yer alan çalışmaların bir alt bölümünü oluşturan “Türkiye Türkçesinin tarihi Sözlükleri” adlı alt projeyi tanıtmaktır.

BASILMIŞ OLAN İLK TÜRK YEMEK KİTABI “MELCEÜ'T –TABBÂHİN”

The First Published Turkish Cookery Book “Melceü't–Tabbâhin”

Nilüfer ACAR TEK, Metin Saip SÜRÜCÜOĞLU**

Özet: Melceü't -Tabbâhin (Aşçıların Sığınağı ) adlı eser, Mehmet Kamil tarafından 1844 yılında basılmış olan ilk Türk yemek kitabıdır. Bu eser Mehmet Kamil’in uzun araştırmaları sonucunda or-taya çıkmış olan yeni tarifleri Türk mutfağına kazandırmıştır. Kitap basıldığı dönemde oldukça ilgi görmüş ve 44 yıllık süreçte baskısı dokuz defa yenilenmiştir. Batı usulü yemekler ilk kez bu kitapta yer almış ve kendisinden sonra basılan yemek kitaplarına temel teşkil etmiştir. Basılan ilk Türk ye-mek kitabı olması ve Türk mutfağına getirdiği yenilik ve çeşitlilik açısından önemli bir kültürel mi-rastır.
Anahtar kelimeler: Türk mutfağı, İlk Türk yemek kitabı, Mehmet Kamil

BATI, MEDENİYETİ MÜSLÜMANLARDAN ÖĞRENDİ

Fransız Prof. Dr. Andre Miquel İslam'ın bir müsâmaha dîni olduğunu söyledi. Bunu anlamak için İslâm tarihine bakmak gerektiğini ifade eden Miquel, "Hıristiyanlara ve Yahudilere İslâm dinini kabul ettirmeye çalışmadan, İslâmiyet bütün dünyaya kolayca yayılmış bir dindir" dedi. İslâm dünyasının tarihinde, asla engizisyon ve Yahudi katliâmı görülmediğini be-lirten Miquel, "Batılılar, bir yığın sebze türünü, bu arada reçel ve komposto yapımını da Müslümanlardan öğrenmiştir. Sulama tekniklerini, merinos koyununu ve melez ekim yapmayı bize onlar tanıttılar" dedi.
Hakses dergisinin Fransa'nın Madame Figara dergisinden yaptığı iktibasa göre, Mliquel, "islâm dünyasının altın çağları biz batılılar'da iz bırakmış değil, taa içimize işlemiş. Sanal ve bilim dallarında olanlar bir yana, bugün farkında olmadan kullandığımız pek çok kelime bile Arapça kökenlidir" dedi. Müslümanların ekonomik dinamizmi ve kültürel mirasları olma-saydı Rönesans'ın bu kadar zengin ve bu kadar ça-bük gerçekleşemeyeceğini söyleyen Miquel, "Dokuzuncu yüzyılda Bağdat'ta öylesine büyük bir ilim patlaması oldu ki, bunun sonucunda bilimler Sicilya ve İspanya yoluyla Batı'ya ulaştılar" dedi. (Basın]

Şamil İslam Ansiklopedisi

Hz. Peygamber (s.a.s.)'e ilk vahiy Milâdi yedinci yüzyılın başında Mekke câhiliye ortamında geldi. İslâm o günden zamanımıza kadar her dönemde ayrı usullerle tebliğ edilegelmiştir. İslâm'ın asli kaynakları olan Kur'an ve Sünnet yepyeni bir kavram sistemi ortaya koymuş ve bu sistem çerçevesinde insanların karşılaştığı problemler tanımlanarak hükümler belirlenmiştir. Müslümanların hayatın içinde karşılaştıkları yeni problemleri, ilgili oldukları kavram çerçevesi içerisinde ictihadlarla çözüme kavuşturabilmeleri bu dinin en güzel ve bâriz özelliklerinden biridir. Dolayısıyla çeşitli durum ve yaşama araçlarının inançlarla mutabakat sağlaması konusunda gösterilen hassasiyet, müslümanları her dönemde tebliğe yöneltmiş, bu tebligin Kur'an ve Sünnet ışığında şekil ve usul degiştirmesi ve yeni metodların ortaya çıkması kaçınılmaz olmuştur.

Para ve altinin zekati nasil hesaplanir?

Paranin zekati:

Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) zamaninda günümüzde oldugu gibi para yoktu.Dinar isimli altin para ile, dirhem isimli gümüs para vardi.Zekat da bu sebeple altin ve gümüs para üzerinden hesaplaniyordu.Bunun için, günümüzde paralarda nisap miktari, altin esas alinarak tespit edilir. Bu da 85 gram altindir.Bir miktar parasi, bir miktar da altini olan kimse, sayet her ikisinin toplami 85 gram altina esit gelirse, zekat vermekle mükellefdir.

Safilere göre böyle bir ilave yapilamaz.Bir kimse zekatla mükellef olabilmesi için nisap miktari altina veya paraya sahip olmasi gerekir.Safiilerde nisap miktari 72 gram altindir. Paranin zekati 1/40 ( % 2.5 )'dir.

Altinin Zekati

Borç verdiğimiz altın ve paralara zekat düşer mi?

Merhaba .benim sorum şöyle.Ben bir arkadaşıma yüklü miktarda borç para verdim.Ancak arkadaşım iflas etti borcunu ödeyemiyor,ama inkarda etmiyor ödeyeceğini söylüyor.Şimdi benim ona verdiğim ödenmesinin şübheli olduğu mala zekat vermem gerekir mi?
Borçlu olan kimse iflas etse,ama borcunu kabul ediyorsa,veya verilen borcu inkar edemeyeceğine dair elinizde bir vesika(senet,anlaşma vesair) veya delil varsa,ve seneler sonra da olsa o borcunu tahsil etseİmamaı Azama göre geçen senelerin zekatını verir.Geleceği kesin olan mala zekat düşer.

Ancak kişinin elinden çıkarıp bir daha eline geçmesi düşünülmeyen mal,malı zımar hükmünde olup bu mallara zekat vermek gerekmez.Fakat bu mallar seneler sonrada olsa sahibinin eline geçtiğinde,üzerinden bir sene geçtikten sonra zekatı verilir.Eğer mal sahibinin geri gelen mallarının aynı cinsinden elinde başka mallarıda varsa,onları birleştirip,hemen zekatını vermelidir.

http://www.fetvalar.com/sorularla-cevabi-1486.html

Kazançta helal duyarlılığına sahip olabilmek

Hayatın bütün alanlarını ibadet kapsamına alan İslam; helal yollardan kazanç sağlama çabasını ve bu amaçla yapılan iş ve ticareti de ibadet olarak değerlendirmiştir. (Bk. Muhlis Akar, İş ve Ticaret Ahlakı, Diyanet Yay.) Kur’an-ı Kerim’de meşru ölçüler içerisinde yapılacak her türlü alışveriş ve ticaretin helal olduğu (Bakara, 275.) bildirilmiştir. Sevgili Peygamberimiz de, “Doğru sözlü ve güvenilir tüccar, (ahirette) peygamberler, sıddîkler ve şehitlerle beraberdir.” (Tirmizi, Büyû; 4; İbn Mâce; Ticârât, 1; Dârimî, Buyû: 8.) buyurarak; müminleri iş ve ticaret hayatlarında dürüst davranmaya ve dolayısıyla helal kazanç duyarlılığına sahip olmaya teşvik etmiştir.

Helal kazanç duyarlılığının azalması ise kişinin inancının ve dindarlığının zayıflaması anlamına gelmektedir. Hz. Peygamber (s.a.s.): "İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o devirde kişi ele geçirdiği malı helalden mı, yoksa haramdan mı kazandığına hiç aldırmayacak." (Buharî, Buy’ü, 7; Nesai, Buyü, 2) buyurarak bu konuda ümmetini uyarmışlardır. Bu nedenle İslam büyükleri kişinin servetinin kaynağını araştırmamasını ve devamlı olarak Allah’ın murakabesi altında bulunduğunun bilincinde olmamasını iman zayıflığı olarak açıklamışlardır.

Zekat verirken nasıl niyet edilir?

Verilen bir zekatın sahih olabilmesi için, zekatı verirken veya onu ayırırken niyetin bulunması şarttır. Bu esastan şu meseleler doğar:

1)Zekatı fakire verirken veya zekat için bir mal ayırırken bunun zekat olduğunu kalp ile niyet etmek gerekir. Dil ile söylenmesi gerekmez. Öyle ki, bir malı fakire zekat niyeti ile verirken bunun bir bağış veya bir borç olarak verildiğini dil ile söylemek zekata engel değildir.

2)Bir mal fakire niyetsiz olarak verilince bakılır: Eğer mal henüz fakirin elinde bulunuyorsa, zekata niyet edilmesi yeterlidir. Fakat elinden çıkmış ise, niyet edilmesi yeterli değildir.
Yine, bir kimse, bir adamın malından onun adına zekatını verdiği zaman, o kimse buna rıza gösterirse bakılır: Eğer o mal fakirin yanında mevcut bulunuyorsa, bu zekat sahih olur; değilse olmaz.

Bir Hidâyet Öyküsü

Yerin derinliklerinde gömülü, taşlaşmış olan bir cevher, hünerli eller tarafından çıkarılıp işlenmeyi bekler. "Nefs" denilen, "dipsiz kuyunun içindeki rûh" çırpınıp durmaktadır. Onda da gömülü bir cevher vardır ki bu, Allâh'ın insanlara hidâyet bahşettiği "Hâdî" esmâsıdır. Yükselip yükselip en zirvede ışıklarını saçan bir güneş gibi; Hâdî esmâsı da, takdir edilen bir vakitte gömülü kaldığı derinliklerden yükselip kalb semâlarını aydınlatır.

Yerin derinliklerinde gömülü, taşlaşmış olan bir cevher, hünerli eller tarafından çıkarılıp işlenmeyi bekler. "Nefs" denilen, "dipsiz kuyunun içindeki rûh" çırpınıp durmaktadır. Onda da gömülü bir cevher vardır ki bu, Allâh'ın insanlara hidâyet bahşettiği "Hâdî" esmâsıdır. Yükselip yükselip en zirvede ışıklarını saçan bir güneş gibi; Hâdî esmâsı da, takdir edilen bir vakitte gömülü kaldığı derinliklerden yükselip kalb semâlarını aydınlatır.

İşte o nasipli kullardan biri…

İsmi Carol, Amerikalı...

Tedavi Görecek Hastaya Fitre Verilir mi?

Bir hasta icin acil para toplaniyor cok pahali bir tedavi icin ilik kanseri ve aile zor durumda fitre gecerlimidir tsk

Meçhul bir sözlükçü: Hüseyin Remzi Bey

TÜRK Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ali Birinci, lügatçi Hüseyin Remzi Bey’in ardında birçok eser bırakmasına rağmen hakkında birşey yazılmadığını belirterek, ‘’Bence O, lügatçilik tarihinin en meçhul ve en meşhur ismidir’’ dedi. Prof. Dr. Ali Birinci, bazı insanların hocalarından dolayı büyük bir ateş aldığını fakat Arapça ve Farsça bilen Dr. Hüseyin Remzi Bey’in hocalarından bilinen bir kimsenin de olmadığını söyledi. Hüseyin Remzi Bey’in tam zamanında lügatçiliğe yelken açtığının altını çizen Prof. Dr. Birinci, ‘’Lügat ne zaman basılır? İhtiyaç hissedildiğinde basılır. Meselâ ‘Vankulu Lügati’ niçin basılmıştır? Çünkü medrese talebeleri ihtiyaç hissetmiştir. Vankulu, elle yazılamayacak kadar hacimlidir ve bunun için matbaada basılmıştır’’ diye konuştu.

Nadir eserler de sanal dünyada

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğü’ne bağlı Atatürk Kitaplığı’nda bulunan Arapça, Farsça ve Osmanlı Türkçesi ile basılmış 40 bin nadir eser, dijital ortama aktarıldı. Elyazması eserlere, ‘katalog.ibb.gov.tr’ internet adresinden ücretsiz ulaşılabilecek.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, yazma eserlere ulaşmak isteyip de mekân ve zaman engeline takılan araştırmacılar için yeni bir projeyi hayata geçirdi. Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğü’ne bağlı Atatürk Kitaplığı’nda bulunan Arapça, Farsça ve Osmanlı Türkçesi ile basılmış 40 bin nadir eser, dijital ortama aktarılarak araştırmacıların hizmetine sunuldu. Eserlerin kataloglanması, dijital ortama aktarılması ve hizmete sunulması, hazırlıkları 12 ay süren proje ile basılı kültürel mirasın korunması, erişiminin kolaylaştırılması ve gelecek nesillere aktarılması amaçlanıyor.

Arapça Dersleri Emsile

Arapça gramerinin temelini oluşturan 24 sigaya emsile denir. Arada başka konular işlemekle beraber bu 24 sigayı geçmiş derslerimizde öğrenmiş bulunuyoruz. Biradaki ifadesi şudur:

نَصَرَ

FİİL-İ MÂZÎ

Yardım etti.

يَنْصُرُ

FİİLİ MUZÂRİ

Yardım ediyor, yardım eder

نَصْراً

MASDAR

Yardım etmek

نَاصِرٌ

İSM-İ FÂİL

Yardım eden, yardım edici

مَنْصُورٌ

İSM-İ MEF'ÛL

Yardım olunmuş

لَمْ يَنْصُرْ

CAHD-I MUTLAK

Yardım etmedi

لَمَّا يَنْصُرْ

CAHD-I MUSTAĞRAK

Henüz yardım etmedi

مَا يَنْصُرُ

NEFY-İ HÂL

Yardım etmiyor

لاَ يَنْصُرُ

NEFY-İ İSTİKBAL

Yardım etmeyecek

لَنْ يَنْصُرَ

TEKİD-İ NEFY-İ İSTİKBAL

Hiç yardım etmeyecek

لِيَنْصُرْ

EMR-İ GÂİB

Yardım etsin

لاَ يَنْصُرْ

NEFY-İ GÂİB

Yardım etmesin

اُنْصُرْ

EMR-İ HÂZIR

Yardım et

لاَ تَنْصُرْ

NEHY-İ HÂZIR

Yardım etme

مَنْصَرٌ

İSM-İ ZAMAN, İSM-İ MEKAN, MASDAR-I MÎMÎ

Yardım edecek zaman, yardım edecek mekan, yardım etmek